Ana Sayfa DERSLER FIKIH Fıkhî Hükümler ve Kaynakları – ÖZET 3

Fıkhî Hükümler ve Kaynakları – ÖZET 3

0

Hüküm; sözlükte karar vermek, sonuç anlamına gelir.

Fıkıhta ise; bir meselenin dine göre durumu hakkında verilen hükümdür. Örnek: İçki içmek haramdır, oruç tutmak farzdır gibi…

Bu hükümlere nasıl varıldığı, hükümlerin kaynaklarının neler olduğu ile ilgili aşağıdaki tabloya bakabiliriz:

FIKHÎ HÜKÜMLERİN KAYNAKLARI
Aslî Kaynaklar (Asli Deliller) Yardımcı Kaynaklar (Fer’i Deliller)
·         Kitap

·         Sünnet

·         İcma

·         Kıyas

·         İstihsan

·         Mesâlih-i Mürsele

·         Sedd-i Zerai

·         Örf ve Âdetler

·         İstishab

#Kitap

Fıkıhta, kitap denilince Kur’an-ı Kerim anlaşılır. Kur’an’da yer alan bazı esaslar somut fıkhi hükümler tarzındadır. Borçların yazılması, hakların korunması için şahit tutulması, şahitlerin sayısı, miras, evlilik ve terör gibi suçların cezaları ile ilgili hükümler buna örnek verilebilir. Kur’an’da yer alan bu fıkhi hükümlerin bir kısmı ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Örneğin mirastaki pay oranları, bazı cezaların miktarları, evlenme ve boşanma ile ilgili hükümler ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Bazı hükümler ise kısa ve öz (mücmel) olarak belirtilmiştir. Bu hükümlerin açıklanması Peygamberimize (s.a.v.) bırakılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in indiriliş süreci Hz. Muhammed’in vefatı ile tamamlanmıştır. Ancak onun getirdiği mesaj, evrensel olduğu için içerdiği hükümler kıyamete kadar geçerlidir. Fıkıh da bu temel kaynağa bağlı olarak kendini yenileyerek devam edecektir. Bu durumda fıkıh bilgininin Kur’an’ı kendi bütünlüğü içinde, nassın ifade ettiği amaç doğrultusunda anlaması ve yorumlaması gerekir. Kur’an’ı anlama ve yorumlamada Peygamberimizin sünnetinden ve onun getirdiği yorum ve örneklikten yararlanmak gerekir.

#Sünnet

Sünnet denildiğinde, Hz. Peygamber’in; Kur’an’ı duyurma (tebliğ), açıklama, öğretme ve uygulama çabası olarak ortaya koymuş olduğu fiilleri, sözleri ve takrirleri (onay ve tasvip) anlaşılır. Bu anlamdaki sünnet, fıkhi hükümlerin kaynaklarından biridir.

Hz. Peygamber, Allah’tan aldığı hükümleri duyurur, açıklar ve uygulardı. Sahabelerden bu yükümlülükleri kendisi gibi yapmalarını isterdi. Sahabeler de dinî yaşantılarında Hz. Peygamber’i örnek alırlar ve onun yaşam biçimini benimserlerdi.

Peygamber’in fiilleri hüküm kaynağı olup olmama açısından üç kısma ayrılır:

1. Hz. Peygamber’in insan olmasından kaynaklanan fiilleridir. Yeme, içme, giyinme ve uyuması ile ticaret yapması ve hastalandığında tedavi olması bu fiillerdendir. Hz. Peygamber bu gibi konularda sahabenin görüşlerine de başvurmuştur.

2. Hz. Peygamber’in peygamber olmasından kaynaklanan kendine özgü fiilleridir. Örneğin Peygamberimizin teheccüd namazını farz olarak kılması, gibi fiilleridir. Bu fiiller Peygamberimize mahsustur. Dolayısıyla Müslümanların bu fiilleri yapması zorunlu değildir.

3. Hz. Peygamber’in dinî hüküm koyma niteliğindeki fiilleridir. Bu fiiller Müslümanlar için hüküm kaynağıdır ve bağlayıcı niteliktedir.

Fıkhi hükümlerin kaynağı olma açısından sünnetin işlevleri şunlardır:

1. Teyit edici sünnet: Kur’an’da yer alan konuları sünnet de ele alır ve onları pekiştirir. Örneğin ana baba hakları Kur’an’da yer alır, ayrıca sünnet de bu hakların önemi üzerinde durur.

2. Açıklayıcı sünnet: Yüce Allah, Hz. Peygamber’e Kur’an’ı açıklama görevi vermiştir. “Biz sana Kur’an’ı indirdik ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın…” Kur’an’da birçok hüküm kapalı ve öz (mücmel) hâlde bulunur. Namaz, oruç, zekât, hac gibi temel ibadetler Kur’an’da genel hatları ile ifade edilmiştir. Bunların açıklanması ve uygulanması Hz. Peygamber tarafından yapılmıştır.

3. Kur’an’ın genel hükümlerini sınırlandırıcı sünnet: Bazı konular Kur’an’da genel olarak yer alır. Sünnet bunlardan bir kısmını sınırlandırır. Örneğin Kur’an’da hiç bir sınırlama getirmeden bir insanın istediğine vasiyet edebileceği ifade edilmiştir. Sünnet ise vârislere vasiyet edilemeyeceğini belirterek bu hükmü sınırlandırmıştır

4. Kur’an’ın değinmediği konularda hüküm getiren sünnet: Sünnet, Kur’an’ın değinmediği konularda hüküm getirmiştir. Örneğin evcil merkep etinin haram olması sünnetle sabit olmuştur.

Bazı konularda sünnet ile gerçekleştirilmek istenen amaç dikkate alınarak fıkhi hükümler çıkarılabilir. Örneğin, Hz. Peygamber (s.a.v.), misvak kullanmış ve kullanılmasını da tavsiye etmiştir. Onun bu tavsiyesindeki amaç ağız ve diş temizliğini sağlamaktır. Bu amaçtan hareketle misvakla birlikte diş fırçasının kullanılmasıyla da ağız ve diş temizliğinin yapılabileceği sonucuna varılır.

#İcma

Kelime olarak icma, azmetmek ve ittifak etmektir. Terim olarak ise Hz. Peygamber’in vefatından sonra aynı dönemde yaşayan müçtehitlerin dinî bir konunun hükmü hakkında görüş birliği içinde olmalarıdır.

İcma, sarih ve sükûti olmak üzere ikiye ayrılır. Sarih icma, bütün fıkıh bilginlerinin açıkça görüş bildirerek bir konu üzerinde görüş birliğine varmalarıyla gerçekleşir. Örneğin Hz. Peygamber’in vefatının ardından icma ile Kur’an’ın bir kitap (mushaf) hâlinde derlenmesine karar verilmiştir.

Sükûti icma ise açıklanan ortak bir görüşe, diğer bilginlerin karşı çıkmamaları ve dolaylı yönden o görüşü kabul etmiş sayılmaları ile gerçekleşir. Bu duruma göre, muhalifi bilinmeyen fıkhi görüşler icma olarak değerlendirilir.

Sözlükte “salât” kelimesi dua anlamına geldiği hâlde Kur’an’da namaz anlamına geldiği üzerinde icma vardır. Aynı şekilde “sıyam” kelimesi de, sözlükte sır tutmak anlamına geldiği hâlde Kur’an’da bu kelime ile oruç ibadetinin kastedildiği icma ile sabittir.

Aşağıda icma ile sabit olan hükümlere dair bazı örnekler verilmiştir.

* Cuma günü iki ezan (biri dış diğeri iç) okunması.

* Müslüman bir kadının gayr-i müslim bir erkekle evlenemeyeceği.

* Domuz etine kıyasla domuz içyağının yenmesinin de haram sayılması.

* Ninenin torununa 1/6 oranında mirasçı olması.

#Kıyas

Fıkıhta kitap, sünnet ve icmadan sonra dördüncü kaynak kıyastır. Kıyas kelimesi karşılaştırma, ölçme, değerlendirme, bir tutma ve denk sayma anlamındadır. Terim olarak kıyas; kitap ve sünnette hükmü açıkça bulunmayan meseleye, aralarındaki benzerlik sebebiyle bu kaynaklardan birinde yer alan meselenin hükmünü vermektir. Kıyas şöyle yapılır: Hükmü nass ile bilinen bir olay (asıl) bulunmaktadır. Bir de hükmünü henüz bilmediğimiz yeni bir olay (fer’) ortaya çıkmıştır. Eğer bu iki olay arasında ortak bir payda (illet) oluşturulabilirse asıl olayın hükmü fer’ için de geçerli olur. Yapılan bu işleme kıyas denir. Örnek; Şarap içmek haram kılınmıştır. Sarhoşluk vermesi sebebiyle kıyas yapılarak rakı da haramdır.

#Diğer Kaynaklar

İstihsan: Sözlükte kişinin bir şeyi iyi ve güzel bulması anlamına gelen istihsan, özel bir gerekçe nedeniyle açık kıyas ya da genel kuralın aksine bir çözümü tercih etmektir. Örneğin genel kurala göre mevcut olmayan bir malın satımı hükümsüzdür (batıl). Henüz inşa edilmemiş bir daire satılamaz. Ancak konu üzerinde biraz düşünüldüğünde, bu hükmün mevcut ihtiyacı karşılamadığı ve dinin kolaylık ilkesiyle bağdaşmadığı görülür. Dolayısıyla bunların hükmünün, genel kuraldan istisna edilerek farklı bir hükme tabi olması gerekir. İstihsan kuralı ile henüz inşa edilmemiş bir daire satılabilir.

Mesalih-i Mürsele: Menfaat, yarar ve elverişlilik gibi anlamlara gelen maslahat, yararın sağlanması ve zararın ortadan kaldırılmasıdır. Maslahatın çoğulu mesalihtir. Mesalih-i mürsele ise geçerli olup olmadığına dair bir nass bulunmayan maslahattır. Bu durumda bir şeyin helal ya da yasak kabul edilebilmesi için o şeyin sağlayacağı yarara veya gidereceği zarara bakılır. Yapılacak değerlendirme sonucu yararı fazla ise helal, zararı fazla ise yasak hükmü verilir.

Koruyucu hekimlik tedbirlerine uyulması, genel sağlığı bozucu şeylerin yasaklanması, umuma ait kapalı yerlerde sigara içilmesi, yollara tükürülmesi ve çöplerin ulu orta dökülmesi de maslahat ilkesi gereği yasaklanmıştır.

Sedd-i Zerai: Aslında yasak olmayan bir şey bazen yasak olan bir sonuca götürebilir. Böyle durumlarda kötülüğe götüren yolun kapatılmasına sedd-i zerai denir. Örneğin; içki içmek haramdır. İçki fabrikasına ürün satmak, içkiyi imal etmek, satmak ve içkinin taşımacılığını yapmak da sedd-i zerai kuralı ile haramdır.

Örf ve Âdetler: Toplum vicdanında yapılması iyi olan şeylere örf, öteden beri yapıla gelenlere de âdet denir. Âdet, alışkanlıkla ilgilidir, her zaman iyi olmayabilir. Örneğin sigara içmek bir toplumda âdet olabilir, ama bu sigara içmenin iyi olduğu anlamına gelmez. Bir şeyin örf olması için dinin ya da ortak aklın (aklıselim), o alışkanlığı iyi bulması gerekir. Ayrıca örf ve âdet kelimeleri birbirinin yerine de kullanılmaktadır. Fıkhın temel kaynaklarında yer almayan bazı konularda örf ve âdet kaynak kabul edilir. Örneğin kiralık bir evin hangi masraflarının kiracıya, hangisinin ev sahibine ait olduğu, sözleşmede bir açıklık yoksa örf ve âdet ile belirlenir.

İstishab: Sözlükte, birini kendine yakın bulmak ve onun dostluğunu istemek gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise daha önce varlığı bilinen bir durumun aksine delil bulunmadıkça varlığını koruduğuna hükmetmek demektir. Kazanılmış hakların korunması bu ilke gereğidir. Örneğin uzun bir süre kendisinden haber alınamayan bir kimsenin belli bir süre malları üzerindeki mevcut hakları korunur ve malları mirasçılar tarafından paylaşılamaz. Abdest aldığını hatırlayan kişinin, bozduğuna dair bir kanıt olmadığı sürece abdesti var kabul edilir. Yine aynı şekilde abdest aldığını hatırlamayan kişinin aldığına dair bir kanıt olmadığı sürece abdesti yok kabul edilir.

İstishab ile ilgili bazı ilkeler şunlardır:

Eşyada asıl olan mübahlıktır: Allah, evrende var olan her şeyi insanlar için yaratmış ve onların istifadesine sunmuştur.1 Öyle ise haram olduğuna dair kesin bir delil bulunmayan her şey nimet olması yönüyle mübahtır.

Beraet-i zimmet asıldır: Bir kimse doğduğu zaman günahsız, suçsuz ve borçsuz doğar. Sanık, suçlu olduğu ispat edilene kadar suçsuzdur. Suçu sabit olmadan hiç kimseye suçlu muamelesi yapılamaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here