Ana Sayfa DERSLER FIKIH Fıkhî Hükümler ve Kaynakları – ÖZET 1

Fıkhî Hükümler ve Kaynakları – ÖZET 1

2

#Mükellefiyet: Yükümlülük

Mükellefiyet, sözlükte yükümlülük ve sorumluluk gibi anlamlara gelir. Fıkıh terimi olarak mükellefiyet; dinin emirlerini yapma, yasaklarından da kaçınma yükümlülüğü ve yapılan işlerin sonuçlarından sorumlu tutulma anlamına gelir. Dinî hükümlerden sorumlu yani emir ve yasakların muhatabı olan kimseye de mükellef (yükümlü) denir.

Bir kimsenin, dinin emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından da kaçınmakla sorumlu tutulabilmesi için Müslüman, akıllı ve ergen olması gerekir.

#Mükellefiyetin Temel Şartları

Allah, insana birtakım sorumluluklar yüklemiş ve bu sorumlulukların neler olduğunu Peygamberimiz aracılığıyla bildirmiştir. Bu nedenle insanlar bildikleri kadarıyla sorumlu olurlar. Örneğin yeni Müslüman olan birisi orucun farz olduğunu öğrendiği andan itibaren tutar. Önceden tutmadığı oruçlarını kaza etmesi gerekmez.

Mükellefin yapacağı fiilin, onun iradesi ve gücü dâhilinde olması gerekir. Bu nedenle kişi, uyku hâli ve baygınlık esnasında meydana gelen fiillerden ve başkasının yaptıklarından sorumlu değildir. Ayrıca insan, kalbinden geçen duygu ve düşüncelerinden de sorumlu değildir.

Sorumluluklarımızı yerine getirirken birtakım zorluklarla karşılaşabiliriz. Böyle durumlarda Allah bizlere bazı kolaylıklar sağlamıştır. Örneğin suyun bulunmaması veya kullanılmasına bir engelin bulunması hâlinde abdest yerine teyemmüm alabiliriz.

Kişinin birtakım haklara sahip olmaya elverişli bulunması ve sorumlulukları yerine getirebilme yeteneği fıkıhta ehliyet kavramı ile ifade edilir. Ehliyet iki kısma ayrılır:

Vücûb (hak) ehliyeti (haklardan yararlanma yetkisi): İnsanların birtakım haklara sahip olabilmesi ve onlardan yararlanabilmesidir. Bunun için hayatta bulunmak yeterlidir. Henüz doğmamış anne karnındaki çocuk da bazı haklara sahiptir. Örneğin ölen bir yakınının mirasından cenin için pay ayrılması gerekir. Sağ olarak dünyaya geldiği takdirde ayrılan pay kendisine verilir. Ancak bütün haklara sahip olmadığı için vücûb ehliyeti eksik sayılır.

Fiil (eda) ehliyeti (hakları kullanma yetkisi): İnsanın, sahip olduğu hakları kullanabilmesidir. Bunun için insanın temyiz gücüne sahip (mümeyyiz) olması gerekir. Temyiz, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ve faydalı olanı zararlıdan ayırt edebilme yeteneğidir. Temyiz gücü olanlar tam fiil ehliyetine sahiptirler. Ancak temyiz gücü yetersiz olanlar tam fiil ehliyetine sahip değillerdir.

Ergenlik çağına ulaşan kişiler, tam fiil ehliyetine sahip olup dinin emir ve yasaklarından sorumludurlar. Kendi iradeleri ile birtakım haklar elde edebilir ve borç altına girebilirler. İşledikleri fiilin suç olması hâlinde gerekli cezayı görürler. Örneğin kişi yaptığı işin karşılığını hak eder, bir şeyi satın alan onun bedelini borçlanır veya trafik kazası yapan cezasını öder.

Yedi yaşından ergenlik çağına kadar olan çocuklarda ve bunama belirtisi gösteren yaşlılarda fiil ehliyeti tam değildir. Bu durumdaki kişilerin başkasına para verme gibi tamamen zararına olan işlemleri yasal temsilcileri onay verse bile geçersizdir.

Temyiz çağına ulaşmamış çocuklar ile akıl hastaları fiil ehliyetinden tamamen yoksundur. Fiil ehliyeti olmayanlara kısıtlı (mahcur) denilir. Bunların adak, yemin ve alışveriş gibi işlemleri geçersizdir. Bu tür işlemleri, onların adına velileri yapar. Çocuklar ile akıl hastalarının yaptıkları işler suç niteliğinde ise sorumlu olmazlar. Ancak davranışları mali bir zarar içeriyorsa bu zarar velileri tarafından ödenir

#Mükellefiyeti Ortadan Kaldıran Durumlar

Kişinin haklara sahip olabilmesi için hayatta bulunması yani canlı olması yeterlidir. Buna karşın fiil ehliyeti için özel şartların da bulunması gereklidir. Bu şartların bulunmaması, sonradan kaybolması veya eksilmesi; ya mükellefiyeti daraltır ya da ortadan kaldırır. Bunlara ehliyet engelleri (avârızu’l-ehliyye) denilmektedir. Bunlar ikiye ayrılır:

İnsan iradesi dışında oluşan engeller (Semavi Arızalar): Kişinin iradesi dışında oluşan ve ehliyetini etkileyen durumlardır. Bunlar çocukluk, akıl hastalığı, bunama, uyku, baygınlık ve unutma gibi hâllerdir. Bu hâller, genelde ehliyeti etkilediği için sorumluluğu kaldırır ya da kısıtlar. Çocuklar, akıl hastaları ve bunamış olanlar, aklî melekeleri yerinde olmadığından ibadetle yükümlü değillerdir. Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmektedir: “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır (sorumlulukları yoktur): Uyanıncaya kadar uykuda olandan, ergenliğe ulaşıncaya kadar çocuktan, iyileşinceye kadar akıl hastasından.”

İnsan iradesinin dâhil olduğu engeller (Müktesep Arızalar): Kişinin iradesi ile meydana gelen durumlardır. Bunlar ise sarhoşluk, tehdide maruz kalma (ikrah-ı mülci), çaresizlik, savurganlık (sefeh) gibi hâllerdir. Bu hâller, genel olarak sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Örneğin sarhoş olan bir kimse verdiği zararlardan sorumludur. Aynı şekilde sarhoş bir kimsenin yaptığı talak da geçerlidir.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here