Anasayfa / KALEMİMDEN DÖKÜLENLER / Fırsatları Değerlendirmek Lazım

Fırsatları Değerlendirmek Lazım

Hafta sonu taziye ziyareti için memleketteydim. Taziye evine vardığımda oda hayli kalabalıktı. 3 imam ve 15 kadar vatandaş bir odaya doluşmuş muhabbet ediyorlardı.  Bir köşeye oturdum ve muhabbetlerini dinlemeye başladım.

Köylü kısmı bir araya gelince eğitim öğretim meselelerinden konuşacak değil. Haliyle çiftçilik, hayvancılık mevzularıydı konuştukları. Buğdayın kilosu, samanın balyası derken imam efendi sözü aldı. Konu nerden geldiyse Hz. İbrahim’e geldi. Gür sesiyle Hz. İbrahim’in doğumunu, yıldız, ay ve güneşe bakarak rabbini bulmasını, putları kırmasını ve ateşe atılma olayını anlattı. Arada kitaplarda olmayan uyduruk bilgiler de verdi ama neyse dedim.

Hikâye olunca dinliyor millet. Anlatmaya devam etti. Bu kez Nuh (as)’dan bahsetmeye başladı. 950 yıl peygamberlik yaptığını söyledi. Devamında öyle şeyler anlattı ki yuh artık dedim (içimden). O dönemlerde insanların boyları çok uzunmuş… Unuk adından bir dev varmış… O kadar büyükmüş ki denize girdiğinde sular ancak ayak bileklerine kadar geliyormuş…  Onlarca ağacı kollarına alarak Nuh (as)’a getirmiş ve gemi yapımına yardım etmiş… Yardım ettiği için de tufanda boğulmamış… Dalgalar onun boyunu aşamamış… Çok büyük olduğu için doymazmış… Sebebi de besmele çekmemesiymiş… Hz. Nuh onu kandırıp bir şekilde besmele çektirmiş ve nihayet doymuş… falan filan…

Herkes koyun gibi dinliyor. Bir tek “Masalımız burada bitmiiiş. Hz. Nuh ve inananlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” demediği kaldı yani. Arada aklını kullanmayı hatırlayanlar da olmuyor değil. Bir amca çıktı ve “Hocam bunlar Kur’an’da geçiyor mu? Hangi kitaplarda yazıyor? Kur’an’da yazıyorsa inanacağım ama inandırıcı gelmedi senin anlattıkların” dedi. Hocaysa “Kur’an’da olmaması gerçek olmadığı anlamına gelmez. Her şey Kur’an’da yazmaz. Bunlar tarih kitaplarında yazar” vs. diyerek anlattıklarının ısrarla gerçek olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Yarım saatten fazla bu mevzularla geçti. İmam arkadaşlardan biri, anlatılanlardan rahatsız olduğunu fısıldadı kulağıma. Bense elimde telefon, anlatılanları araştırıyordum. Öbüründen ise ses çıkmıyordu. Rahatsız olan arkadaş mevzu kapansın diye aşr-ı şerif okumaya başladı. Sesi kesilen imam arkadaş ise mecburen onun ardından aşr-ı şerif okudu ve el-fatiha denip dağıldılar.

Be kardeşim… Hazır cemaati bulmuşsun. Ne diye aslı astarı olmayan israiliyat hikâyeleri ile milleti uyutuyorsun? 1 saate yakın bir süreyi ne diye faydalı ve doğru bilgileri aktararak değerlendirmiyorsun?

Anlatsana kul hakkının önemini. Ahmet amca, hayvanları otlatırken başkasının bağına bahçesine girmemesi için dikkat etmek lazım. Haramla beslenen hayvanın eti de sütü de haram olur. Mehmet amca, tarlayı sürerken sınırı geçmemeye dikkat etmek lazım. Başkasının mahsulüne, ağacına zarar vermemek lazım. Bunlar kul hakkıdır. Öbür dünyada bunların hesabı verilecek desene…

Anlatsana düğünlerdeki yozlaşmayı. Köy yerinde bile eski hassasiyet kalmadı. Düğünlerde kadın erkek karışık oynuyorlar. Birbirlerini seyrediyorlar. Düğün yapıyoruz diye hakkına girilmedik insan kalmıyor köyde. Camide namaz kılana bile saygı yok. Kapının önüne anfi kurup yüksek sesle müzik çalıyorlar. Tüm köy inliyor bu sesle. Namaz mı kılıyoruz düğün mü yapıyoruz anlamıyoruz desene… Gecenin bir yarısı havai fişek atmanın, korna çalarak konvoy yapmanın yanlış olduğunu anlatsana…

Anlatsana kaybolan komşuluk ilişkilerini. Dinimizin komşuluğa  verdiği önemi söylesene…

Alınan borcun zamanında ödenmesi gerektiğini, imkanı varken ödemeyip borçlu gezmenin vebal olduğunu, Kur’an’daki en uzun ayetin borç alıp vermeyi anlattığını söylesene…

Faiz bataklığına düşen çiftçiye Allah ve Rasulü’nün faize harp ilan ettiğini söylesene…

Yetiştirdiğimiz evlatların camiye gitmediğini, cemaatin hep yaşlılardan oluştuğunu, şımarık yetişen yeni neslin hiçbir kural tanımadığını dile getirsene…

Bunca derdimiz, bunca eksiğimiz varken, anlatacak o kadar şey varken, seni dinleyecek cemaati bulmuşken ne diye unuk gibi abuk subuk şeyler anlatırsın bilmem ki…

Al sana Unuk:

İslâmî kaynaklarda bu varlığın adı hakkında Ûc (Âc) b. Ûk (Anak / Anâk) şeklinde farklı rivayetler de vardır. Muhammed b. Ahmed el-Ezherî doğrusunun Ûc b. Ûk olduğunu belirtmekte (Tehẕîbü’l-luġa, III, 49; krş. Tâcü’l-ʿarûs, “ʿavc” md.), bazı kaynaklarda ise Unuk’un (Anâk) onun annesi, Uk’un da babası olduğu nakledilmektedir (Sa‘lebî, s. 241; Kisâî, s. 233). Fîrûzâbâdî’ye göre Ûk, Ûc et-Tavîl’in babasıdır ve bu kelimenin Unuk şeklinde kullanımı yanlıştır (Ḳāmûs, “ʿavḳ” md.). İlk müfessirlerden Mukātil b. Süleyman onun adını Ûc b. Anâk bint Âdem olarak vermektedir (Tefsîr, I, 291- 292). Kâ‘b el-Ahbâr’ın naklettiğine göre Ûc’un babası Hâbil’i öldüren Kābil, annesi de Kābil’in kız kardeşi Anâk’tır. Yirmi yaşında iken babası, 200 yaşında iken annesi ölmüştür. Ûc, annesini öldürmek isteyen şeytana engel olmuş, bunu gören annesi de uzun ömürlü ve güçlü olması için ona dua etmiş ve bu dua kabul edilmiştir. Ûc’un 3300 veya 23.333 arşın boyunda olduğu ve 3000 yıl yaşadığı nakledilmektedir (Sa‘lebî, s. 241; Kisâî, s. 233).

Denizler yükseldiğinde ancak topuklarına kadar çıkmakta, yürüdüğünde toprak titremekte, ağladığında gözlerinden akan yaşlar bir nehir oluşturmakta, günde bir defa iki iri fil yemekte, deniz kenarında iken elini uzatarak balık yakalayıp onları güneşe tutarak kızartmakta, susadığında ağzını dayadığı nehrin akıntısını kesmekte, yılda sadece iki defa uyumaktadır. Hz. Nûh’a gemi yapımında kereste taşıyarak yardım etmiş, tûfan onun ancak topuklarına veya dizlerine kadar ulaşmıştır. Nemrud zamanında çok gururlanıp gökleri idare etmeye kalkmış ve cezalandırılmıştır. Taberî’nin Tevrat ehlinden naklen verdiği bilgiye göre Nûh tûfanından gemiye binenlerin dışında sadece Ûc b. Unuk kurtulmuştur (Câmiʿu’l-beyân, XV, 316). Rivayete göre tûfanda Hz. Nûh’un yanına gelerek kendisini gemiye almasını istemiş, fakat Nûh, “Git ey Allah’ın düşmanı! Seni gemiye alma emri almadım” diyerek onu geri çevirmiştir. Diğer bir rivayette ise Hz. Nûh’un ondan gemiye binmesini istediğinde, “Tabağım kadar gemine nasıl bineyim” dediği nakledilmektedir. Bir yoruma göre Ûc, Nûh’a iman etmediği halde gemi yapımında kerestenin taşınmasında yardımcı olduğu için tûfanda boğulmamıştır.

Hz. Mûsâ, Yûşa‘ b. Nûn’u hak dini tebliğ için Firavun’a gönderince Firavun’un yanında Ûc da bulunmaktaydı. Ûc, Firavun’un kızını almak için dev gibi kayalarla Benî İsrâil yurdunu yok etmek ister, fakat Allah oraya hüdhüd kuşunu gönderir ve hüdhüd büyük bir taşı oyarak Ûc’un boynuna geçirir, daha sonra da onun beynini oyar. Bu sırada 20 zirâ boyundaki Mûsâ, 20 arşın zıplayarak 20 arşın boyundaki asâsı ile Ûc’un ancak topuğuna erişebilir ve onu öldürür (Kisâî, s. 234-235). Diğer bir rivayete göre Hz. Mûsâ on iki kabileden seçtiği on iki temsilciyi arz-ı mev‘ûda gönderdiğinde Ûc b. Unuk onları başının üzerindeki odun demetinin içine koyarak hanımına götürmüş ve ayağının altında ezmek istemiş, ancak hanımı onları öldürmeyip gördüklerini kavimlerine anlatmaları için geri gönderilmelerini söylemiştir. On iki temsilci geri döndüğünde durumu anlatmış, İsrâiloğulları da Allah’ın emrine rağmen orada çok zorba bir kavim bulunduğunu ileri sürerek (el-Mâide 5/22) vaad edilen topraklara girmemiştir (Sa‘lebî, s. 241-242). Bir rivayete göre ise Ûc b. Unuk öldüğünde onun Nil üzerine düşen gövdesi insanlar tarafından bir yıl köprü olarak kullanılmıştır. Bazı tefsirlere göre Ûc b Unuk, Amâlikalılar’ın reisiydi (İbn Kuteybe, s. 278 vd.; Hâzin, I, 64; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 76, 80; el-Bidâye, I, 107, 260).

Nûh tûfanını ve İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkışını anlatırken yukarıdaki bilgilere değinen İbn Kesîr bunların akla ve nakle aykırı hezeyanlar olduğunu, tûfanda Nûh’un oğlu boğulduğu halde Ûc’un boğulmamasının düşünülemeyeceğini, onun boyu ile ilgili rivayetlerin Âdem’in boyu ile ilgili sahih rivayetlerle çeliştiğini, bütün bunların kutsal kitaplarını tahrif eden Ehl-i kitabın fâcir ve zındıkları ile İsrâiloğulları’nın cahilleri tarafından uydurulduğunu söylemektedir (el-Bidâye, I, 107, 260). İbn Kuteybe de söz konusu rivayetlerin cahillerin bile anlayabileceği bir yalan olduğunu, ne Resûlullah’tan ne de ashabından böyle bir şeyin nakledildiğini belirtmektedir. İbn Kuteybe Ûc ile ilgili rivayetleri zındıkların İslâm’ı lekelemek için uydurduğunu, avamın dikkatini çekmek isteyen kıssacıların bu gibi haberlere itibar ettiğini, bunların Câhiliye Arapları’nın hurafelerine benzediğini kaydetmektedir (Teʾvîl, s. 278 vd.). Sahih hadis kaynaklarında Ûc’la ilgili rivayetlere pek rastlanmazken Şîrûye ed-Deylemî’nin Enes b. Mâlik’ten naklettiği bir rivayette ondan söz edilir. Buna göre Ûc b. Unuk 3700 yıl yaşamıştır. O denize dalıp büyük balıkları yakalıyor ve güneşte kızartıp yiyordu (el-Firdevs, III, 59). Hz. Âdem’in boyu ile ilgili sahih rivayetler ve güneşle dünya arasındaki mesafenin uzaklığı açısından bu rivayet reddedilmiştir.

Ûc hakkındaki rivayetlerin İsrâiliyat kaynaklı olduğunda şüphe yoktur. Eski Ahid’de yer yer devlerden, bu arada Nefilim (Nefhilim: iri adamlar) adı verilen eski zamanlarda yaşamış zorba ve meşhur adamlardan söz edilmektedir (Tekvîn, 6/4). İsrâiloğulları’nın vaad edilmiş topraklara girmek istememelerinin sebebi burada bulunan, onların yanında kendilerini çekirge sürüsü gibi gördükleri uzun boylu adamlardır ki bunlar Nefilim’den olan Anakoğulları’dır (Sayılar, 13/30-33). Tevrat’ta uzunluğu 9 arşın, eni 4 arşın olarak verilen, yatağı demirden olan, Başan ülkesinin Amorî kralı Og’dan söz edilir (Tesniye, 3/11; DB, IV/II, s. 1759). Talmud ve Midraşlar’da da Ûc’a benzer Og tasvirleri yer almaktadır. Buna göre Og, Hz. İbrâhim’in hizmetçisidir. Yaptığı hizmetlere karşılık âzat edilerek kral olmuş, krallığı esnasında altmış şehir kurmuştur. Lût’un kaçırıldığını Hz. İbrâhim’e o haber vermiştir, fakat onun asıl niyeti Sâre’yi elde etmektir. Bu yüzden daha sonra Hz. Mûsâ tarafından öldürülmüştür. Uyluk kemiği 3 fersahtan daha uzundur. Dev cüssesi ve ağırlığı sebebiyle hayatı boyunca hep demir yatakta yatmıştır. Uzun olan sadece boyu değildir, aynı zamanda boyunun yarısı kadar eni vardır. Günde 1000 sığır yemekte ve 1000 litre su içmektedir. İsrâiloğulları’nı yok etmek için 3 fersah boyundaki bir dağı yerinden söküp başının üstüne koymuş, İsrâiloğulları’na yaklaştığında karıncalar dağı delmiş ve dağ halka gibi boynuna geçmiş, bunu gören Mûsâ eline 12 arşın boyunda bir balta almış, 10 arşın zıplayarak Og’u ancak topuğundan vurmuş ve onu öldürmüştür (Ginzberg, IV, 256-259). Byblos’ta bulunan ve milâttan önce V. yüzyıla tarihlenen Finike yazmalarında da bu yaratıktan söz edildiği anlaşılmaktadır. Milâttan önce II. yüzyıla tarihlenen apokrif kitaplardan biri de “Ogias the Giant”tır (Devler kitabı).

İsrâiloğulları’nın gözlerinde büyüttükleri düşmanlarının zamanla dev masallarına dönüştüğü ve İslâm kaynaklarının da bunları eleştirmekle birlikte kaydettiği anlaşılmaktadır. İbn Kayyim el-Cevziyye ve Ali el-Kārî gibi âlimler bu tür haberlerin uydurulmasından ziyade bunların tefsir, hadis ve siyer kitaplarında yer almasının şaşırtıcı olduğunu, bu gibi rivayetlerin peygamberler ve onlara uyanlarla alay etmek için zındıklar tarafından uydurulduğunu söyler (el-Menârü’l-münîf, s. 77; el-Esrârü’l-merfûʿa, s. 447-448).

Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/uc-b-unuk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*Lütfen aşağıdaki matematik işlemini yaparak devam ediniz.