Ana Sayfa HAKKIMDA

HAKKIMDA

1985 yılının kasım ayının 14’ünde Konya’nın Doğanhisar ilçesine bağlı Başköy Kasabası’nda dünyaya geldim. 10 yaşıma kadar burada yaşadım. İlkokul 5. sınıfın ikinci döneminde babamın tayini sebebiyle Hüyük’ün Selki Kasabası’na taşındık ve ilkokulu orda bitirdim. O zamanlar ilkokul beş sene, ortaokul ve lise üçer sene idi ve ilkokuldan sonra okumak zorunlu değildi. İlkokul ve ortaokuldan sonra isteyen sınava girer ve bir üst öğretim kurumuna sınavla kaydolurdu. Sınavla yerleşemezse sınavsız okullara giderdi. (Keşke yine öyle olsa)

Babam, ilkokuldan sonra yapılan ortaokula geçiş sınavına girmemi gereksiz görüyordu, Kur’an kursuna gitmemi ve hafız olmamı istiyordu. Bendeki okuma azmini bilen ilkokul öğretmenim babamı ikna ederek sınava girmemi sağladı fakat babamdaki hafızlık düşüncesi değişmemişti. O sınava girmem, benim hayatımı etkileyen olayların başı oldu…

İlkokul bittikten sonra 2 arkadaşımla beni Konya’nın kuş uçmaz kervan geçmez bir yatılı Kur’an kursuna yazdırdılar. Hafız olacaktık. O zamanlar hafız olmak isteyen eğitim-öğretime 2-3 yıl kadar ara vermek zorunda kalıyordu. Şimdiki gibi hem okuyup hem hafızlık yapma imkânı yoktu. Biz hafız olacağız diye gittik ama hafızlığın ne olduğuna, nasıl yapıldığına dair hiçbir fikrimiz yok. Daha 10 yaşındayız. Kursa yerleştikten kısa süre sonra hafızlığın ne olduğunu anladık ama iş işten geçmişti. Kursa yazılmıştık bir kere. Aileden ayrı kalışın acısı bize öyle koyuyordu ki… Uzun yaz günleri geçmek bilmiyordu. Akşam olunca sanki 1 hafta geçti sanıyorduk.

Yaz dönemi bitmeden ben dayanamadım ve bir şekilde kursu terk ettim. Bir daha kursa gitmemek için de elimden gelen her şeyi yaptım. Hafızlık yapmak istemiyordum. Kafaya koymuştum artık. Arkadaşlardan birini de babası aldı. Son kalan arkadaş hafızlığa devam etti ve hafız oldu. Allah selamet versin, şimdi imamlık yapıyor.

Rahmetli Turgut Özal’la birlikte imam hatiplerde açılan “Anadolu” bölümü, başarısı sebebiyle doksanlı yılların başında oldukça rağbet gören okullar olmuştu. Yavaş yavaş ülkenin dört bir yanında Hazırlık+ortaokul+lise şeklinde olan Anadolu İmam Hatip Liseleri açılıyordu. Bu okullardan biri de 1996 yılında Beyşehir’de açılıyordu. Beyşehir İmam Hatip Lisesi bünyesinde Anadolu bölümü açılmış ve ortaokul hazırlık sınıfına kayıtlar başlamıştı. İlkokul öğretmenim Necdet AKÇA’ya bir kez daha teşekkür ediyorum. Onun, babamı ikna etmesiyle girdiğim sınavda aldığım puan bu okula kaydolmam için yetti ve Beyşehir Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin orta kısmına kaydoldum.

İmam hatibe kaydoldum kaydolmasına ama imam hatiplere öyle bir ilgi, öyle bir teveccüh var ki bina da yeni sınıf açacak derslik yok. 37 kişilik bir şube tabureler ve malzemelerle dolu laboratuarda, diğer şube ise okul kütüphanesinde ders görmeye başladık. Diğer sınıflar aynı derecede kalabalık. Son kattaki bir öğrenci teneffüse çıktığında bahçeye inene kadar derse giriş zili çalıyor. Muazzam bir öğreci var. Özellikle yeni açılan Anadolu bölümü müthiş sükse yapmış, herkes çocuğunu özellikle Anadolu imam hatibe göndermek istiyor fakat kontenjan sınırlı. Siyasileri devreye sokup torpil yaptırmak isteyenler oluyor. Sınavla öğrenci alınmasa çok büyük kargaşa olacak. Anadolu kısmına kaydolamayan bari düz imam hatipte okusun diyor ve çocuğunu yazdırıyor. Bina yetmiyor anlayacağınız. Durum böyle olunca hemen binaya ek yapılmaya başlandı ve kısa sürede tamamlandı. Okul idaresi tam rahat ettik diyecekti ki… Devamını birazdan söyleyeceğim.

İnsan geçmişe bakınca ister istemez hüzünleniyor. Öğrenci yoğunluğundan açacak sınıf bulamayan imam hatiplerden, öğrenci sayısı az sınıflara, atıl durumda bekleyen boş dersliklere… Toplumdaki ahlak ve maneviyat anlamındaki kötü gidişatı belki buradan yorumlayabiliriz.

Konumuza dönersek, Beyşehir Selki’ye 30 km mesafe bir yer. Okul servisi olmasına rağmen babam yine yurda yazdırdı beni. Tabi ben de yurtta kalmamak için elimden gelen her şeyi yaptım. Babam tüm baskı ve ısrarlarına rağmen Kur’an kursuna gitmeyişimi görünce bu kez ısrar etmedi ve servisle gidip geldim okula. Ama 1 yıl sonra Doğanhisar’a tayinimiz çıkınca mecburen okulun pansiyonunda kalmaya başladım ve 6 yıl boyunca, lisenin sonuna kadar kalmaya devam ettim. Burdan şunu anladım, ortaokul dönemi bir öğrencinin ailesinden ayrılıp pansiyonda kalması için hiç de uygun bir zaman değil…

İlkokulda çok başarılı olan ben ortaokula geçince yeni bir çevre, yeni bir okul derken afalladım, biraz kabuğuma çekildim. Derslerim orta seviyede idi. Ortaokuldan önce hazırlık sınıfı vardı. Hazırlık sınıfında haftada 24 saat İngilizce görmek bizi oldukça sıksa da, bir şey öğrenmediğimizi düşünsek de verilen eğitimin kalitesini zamanla anladım. Meğer oldukça iyi düzeyde İngilizce öğrenmişiz. Şu an İngilizcemin Arapçamdan çok daha iyi olmasını hazırlık sınıfına borçluyum.

O sene benim gibi pek çok insanın hayatını etkileyen bir olay gerçekleşti: 28 Şubat 1997 Post-Modern Darbesi

Orta 1 sınıfına geçtiğimde bizden sonra bir hazırlık sınıfı daha gelmişti fakat bir daha gelmeyecekti. 8 yıllık kesintisiz eğitim dayatması ile imam hatip ortaokulları kapatılmış, Kur’an kurslarının kapısına kilit vurulmuş, dinini yaşamak isteyen insanların üzerinde büyük bir baskı kurulmuştu. İmam hatiplerin önüne konan engeller sonucu kimi arkadaşımız daha ortaokul bitmeden okuldan kaydını aldırmış, başka okullara kaydolmuştu. Ortaokulu bitirdikten sonra liseyi de imam hatipte okumayı düşünen kimse yoktu, ben ve bir arkadaşım hariç. Çünkü onlara ve ailelerine göre bu okulu bitirenlerin geleceği yoktu…

Ortaokulda bana hayat boyu unutmayacağım ve tüm hayatımı sarıp sarmalayacak bir aşı yapılmıştı: “İmam Hatipli Olmak” aşısı… Bu okula sevdalanmıştım adeta… İmam Hatipli olmanın tadını ve ayrıcalığını tatmıştım ve sonu ne olursa olsun bu okuldan ayrılmak istemiyordum. İmam hatip benim canım, kanım, cananım olmuştu adeta. Nasıl insan canı olmadan yaşayamazsa, nasıl cananı için seve seve her türlü fedakârlığı yaparsa imam hatip de benim için öyleydi.

Ortaokul bittikten sonra ilkokulu bitirirken olduğu gibi babam yine liseye giriş sınavına girmeme gerek görmedi. Çünkü zaten liseye de imam hatipte devam edecektim. Babam da ben de imam hatibe  ve öğrencilerine yapılan zulme çok içerlemiştik. Devlet zaten bu okullara kimsenin gitmemesi için elinden geleni yapmıştı, bizler de geleceğimizi düşünerek bu okullara gitmezsek zalimin yanında durmuş olacağımızı biliyorduk. İmam hatiplere öğrenci gitmezse bu okulların kapısına kilit vurulurdu. Devletin istediği tam da buydu. Buna izin vermemeliydik. Mazlum ve mağdur olmayı göze almıştım. Liseyi de imam hatipte okumayı kafama koymuştum. Ama yine de kendimi liselere giriş sınavında bir denemek istiyordum ve denedim…

Puanımın kaç geldiğine bakmadım ve lise için kaydolmaya imam hatibe gittiğimde öğrendim ki puanım o dönem oldukça popüler bir okul olan Beyşehir Anadolu Öğretmen Lisesi’ne yetiyordu. Pek çok arkadaşım da oraya gitmişti. Öğretmenlerimden bazıları geleceğimi kararttığımı söylediler, “Kafayı mı yedin, neden bu okula geldin, deli misin?” diyen öğretmenlerim ve arkadaşlarım oldu. Akrabalarım imam hatibe devam etmemem için beni ve babamı ikna etmeye çalıştılar. Sağ olsunlar hepsi iyiliğimi ve geleceğimi düşünüyorlardı ama sonuçta rızkı veren ALLAH’tı…

Sebebini ve sonucunu bilerek imam hatibe devam edişim bende büyük değişim sağladı. Aslında orta seviye bir öğrenci olmama rağmen ideallerim bende patlama etkisi yaratarak beni bambaşka bir gayretle çalışmaya itti. İsteyerek yaptığım tercih bana okul birinciliği getirmişti. Hoş, zaten liseden mezun olan sadece 16 kişiydik… Artık bir devrin son nesliydik. Ortaokulu imam hatipte okuyup liseyi de imam hatipte bitiren son nesildik…

İmam hatip ortaokullarını kapatanlar imam hatip liselerini boş bırakır mı? Öğrencilerin ortaokul bittikten sonra imam hatip lisesine gitmemesi için imam hatiplerin önüne çeşitli engeller koydular. Üniversiteye girişte kat sayı uygulaması başlattılar. Böylece imam hatiplerin ilahiyat dışındaki bölümlere gitmesi çok zor hale gelmişti. Çünkü imam hatiplilerin başka fakültelerde okuması o zamanın devlet aklına göre yanlıştı, çok tehlikeliydi. İmam hatipliler devlet nazarında teröristten farksız gibi muamele görüyordu. İş sadece üniversite ile de bitmiyordu. Asker, polis, memur olmamız, devletin herhangi bir kademesinde görev almamız da istenmiyordu.

Kat sayı engeli koyarak ilahiyat dışına gitmemiz engellendi ama çok çalışan öğrenciler ve okul birincileri ilahiyat dışı bazı bölümlere gidebiliyorlardı. Son sene (2003 yılı) okul birinciliği puanı ile sınıf öğretmenliği ya da İngilizce öğretmenliğine yerleşmeyi düşünürken Yüksek Öğretim Kurulu(YÖK) son bir darbe daha yaptı ve katsayı puanlarını değiştirerek imam hatip öğrencilerinin ilahiyat dışına gitmelerini artık imkânsız hale getirmişti. Yani hayallerime bir darbe daha vurmuşlardı…

Son sınıfta yapılan bu değişiklik bende hiçbir olumsuz etki yapmadı ve çalışmalarıma devam ettim. Ya sınavı kazanamasaydım, ya istediğim yer gelmeseydi, ya birileri “Sana o okula gitme demiştim.” derlerse, ya bir yılım boşa gitseydi?.. O zamanlar Türkiye’deki ilahiyat fakültesi sayısı ve öğrenci kontenjanları sınırlıydı. İlahiyatta okumak için Türkiye derecesi yapmak gerekiyordu. Allah yardım etti ve üniversite sınavında ek puanla Türkiye’de ilk 200’e girerek Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümünü kazandım.

Kaderin garip bir cilvesi ile daha üniversiteye kaydolmadan nişanlandım, üniversite 2. sınıfın yazında evlendim. Evet, artık hem evliydim hem okuyordum. Eşim ailemin yanında, ben İstanbul’da. 2 yıllık nişanlılık döneminden sonra yine eşimden ayrı geçecek olan bir 2 yıl daha… Üniversite son sınıfta kızım Emine Elif dünyaya geldi. Doğumuna bile yetişememiştim kızımın. Sabırla göğüs gerdik zorluklara…

4 yılın sonunda 2007 yılında KPSS’ye girecektim ve ortada atanamayan binlerce öğretmen vardı. Ya ben de atanamayanlar kervanına katılırsam, ya evli ve çocuklu olarak işsiz kalırsam?.. Allah’a çok şükür bu konuda da hiçbir endişem yoktu. Hem kendime hem Rabbime güvenip sıkı çalıştım ve iyi bir puanla iyi bir yere, Kütahya Mehmet Çini İlköğretim Okulu’na din kültürü öğretmeni olarak atandım. Bana imam hatibe gitme diyenler, ilahiyatta okurken alaycı bir ses tonuyla “Burayı bitirince ne olacaksınız şimdi?” diye soranlar bizim aç ve işsiz kalacağımızı düşünüyorlardı herhalde. Sonuç? Elhamdülillah aç değilim, işime de aşığım…

2 sene sonra askerlik vaktim gelmişti artık. Ah diyordum, keşke asker-öğretmenlik çıksa da eşimden ve çocuğumdan ayrı kalmadan askerliği de atlatsak. Zaten üniversitede 4 yıl ayrılık acısı çekmiştik. Asker öğretmen olarak askerliğimi yapmak çok iyi gelecekti bana. Askerlik yerim açıklandığında beni bir şok daha bekliyordu. Acemi birliğim Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı idi… Yani öğretmenlik yaptığım yerde askerlik yapacaktım. Allah’ın takdiri işte…

Kütahya’dan sonra usta birliği için gittiğim Bandırma hava üssünde belki de kimseye nasip olmayacak derecede bir rahatlıkla askerlik yaptım. Daha doğrusu benim için kitap okuma kampı gibi bir şey oldu bu. 5 ayda 23 kitap okudum. Benim için bir rekordu… Askerliğin tek acı tarafı sadece ailemden uzak kalmaktı. Ama o da kavuşmanın mutluluğu yanında hafif kaldı. Askerden geldikten bir yıl sonra da oğlum Erdem dünyaya geldi.

Bendeki İmam Hatip aşkı kara sevdaya dönmüştü, İmam Hatip’te öğretmenlik yapmayı can-ı gönülden istiyordum. Ama imkânsızdı. Yasal mevzuat ilköğretim din kültürü öğretmeninin imam hatiplerde öğretmenlik yapmasına izin vermiyordu. Ama kader, yeniden göz kırptı ve ummadığım bir şey oldu. Alan değişikliği başvuruları alınıyordu. Bu benim imam hatibe geçmem için bir fırsattı. “Yâ nasip” dedim ve başvurumu yaptım. Başvurum kabul edildi ve Kütahya Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne geçiş yaptım. Üstelik üniversitede aynı sınıfta okuduğum arkadaşlarımın başvuruları kabul edilmezken benimki kabul edilmişti ve böylece bir hayalim daha gerçek oldu.

İki hayalim daha vardı: biri memleketime dönmek, diğeri ise okuduğum imam hatip lisesinde öğretmen olmak. İkisinin de yakın zamanda gerçekleşmesi imkânsız görünüyordu.

İskilipli Atıf Hoca’yı anlatan Kelebekler Sonsuza Uçar adlı filmde şöyle bir replik vardır: “Mümkünü gayri mümkün; gayri mümkünü mümkün yapmak mümkün değildir.” Sonuçta imkânsız gördüğümüzü mümkün kılan Allah’tı. Bize sebebine sarılmak düşüyordu. İmam hatibe geçtiğim yıl tayin döneminde bir de baktım ki Beyşehir Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde meslek dersi öğretmeni ihtiyacı var. Yine “Ya nasip” diyerek tercihimi yaptım ve imam hatibe geçiş yaptıktan sadece 1 dönem sonra okuduğum okula, yani Beyşehir Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne tayinim çıktı. Önceki yıllarda yaptığım tayin başvuruları hep geri dönerken imam hatibe geçtikten hemen sonra tayinim çıkmıştı. Böylelikle 2 hayalim birden gerçekleşmiş oldu. Sevdam, aşkım, kavgam, geçmişim ve geleceğim olan okuluma öğretmen olarak geri dönmüştüm.

2013-2014 öğretim yılında okulumda 1 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra ertesi yıl okuduğum okulda idarecilik yapmam teklif edildi. Hem de 6 yıl boyunca kaldığım, evim gibi gördüğüm okul pansiyonundan sorumlu müdür yardımcısı olacaktım. Rabbim nelere kâdir… Teklifi kabul ettim ve okulumda 3 yıl idarecilik yaptım. Bu arada da üçüncü çocuğum Erva dünyaya geldi.

Rabbim, hayattaki pek çok hayalimi gerçekleştirdi çok şükür. Tabi ben de hayallerimin gerçekleşmesi için gayret ettim, hedeflerim doğrultusunda yürüdüm. Zahmetsiz rahmet olmuyor. Başarının şifresi: önce niyet, sonra gayret ve Allah’a tevekkül, en sonunda da kadere rıza.

Gelelim bu kadar uzun ve sıkıcı bir yazının özetine… Kısa hayat hikâyemin size çok bir şey katmayacağını düşünerek, 28 Şubat’ı iliklerine kadar yaşamış bir imam hatiplinin o dönem yaşadığı sıkıntıları ilk ağızdan öğrenin istedim. Bir imam hatiplinin hayatının, hayattan çıkardığı bazı derslerin ve edindiği birkaç tecrübenin imam hatipli gençlere yol gösterebileceğini düşündüm. Belki bir faydam olur ümidiyle edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşarak yazıma veriyorum.

Kıymetli okuyucum!

Hayatta şunu öğrendim; siz Allah’ın dinine yardım ettiğiniz sürece Allah daima sizin yanınızda oluyor. Siz Allah’ın ipine sarıldığınız sürece Allah her işinizi rast getiriyor ve size kolaylıklar sunuyor. Dünya bir araya gelip tüm kapıları sizin yüzünüze kapatsa bile Allah size tahmin edemeyeceğiniz bambaşka kapılar açıyor. Yeter ki siz O’nun yolunda, Habibi’nin izinde yürümeye çalışın.

Yapacağınız tercihler sizin hayatınıza yön verecek. Siz bu tercihleri yaparken sadece Allah’ın rızasını düşünün. Ummadığınız yerlerden rızıklandırılacağınızı göreceksiniz.

Ayrıca, hayatta yaptığımız tercihlerimiz bizlere ayrı bir motivasyon sağlamalı. Neyi niçin tercih ettiğimizi bilmeli ve ona göre çalışmalıyız. Rotasını bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez. Hedeflerimiz olduğu sürece bu hayatta varız ve değerliyiz. Bir işimiz bitince başka bir işe; bir hedefimiz gerçekleşince başka bir hedefe yönelmeliyiz. Böyle yapabilirsek önümüze dağ kadar engeller bile konsa  elbet Allah dağları delecek kuvveti bize verecektir.

Sevmediğiniz işi yapmayın, ancak mutlu olduğunuz işte başarılı olursunuz. Ya yaptığınız işi seveceksiniz ya da sevdiğiniz işi yapacaksınız. Üçüncü seçenek size ve çevrenize zarar verir.

Her şeyin başı hayal kurmak ve niyet etmek. Hayaller kurmalısınız. Çünkü hayal edebiliyorsanız gerçekleştirebilirsiniz de…

Benim sıradaki hayalim; imam hatipli olmanın farkını, toplumun ve ümmetin imam hatiplilerden beklentilerini, necip milletimizin imam hatip için, başörtüsü için, din için çektiği çileleri, darbecilerin “Bin yıl sürecek” dediği 28 Şubat’ı dilim döndüğünce gençlerimize anlatarak imam hatip nesli için gayret edenler kervanına katılmak. “Beklenen Nesil” kitabımla bunu gerçekleştirmeye çalıştım, hamdolsun…

Girdiğiniz yolda yolun sonundaki ışığı göremeyebilirsiniz. Yolun sonu karanlık diyerek ümitsizliğe kapılırsanız azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamadığının farkında değilsiniz demektir. Milli şairimizin de dediği gibi:

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle.
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Hüsrâna rıza verme… Çalış… Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

(Âti: Gelecek – Ziya: Işık – Halk etmek: Yaratmak – Ye’s: Ümitsizlik)

Hayatıma yön veren bir ayet ile bu bölüme son verelim:

“Her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık vardır” (İnşirah suresi).