Ana Sayfa DERSLER AKAİD Akaid Dersi 2. Ünite (İman ve Mahiyeti) ÖZET

Akaid Dersi 2. Ünite (İman ve Mahiyeti) ÖZET

166
0

Akaid dersi 2. ünite olan “İman ve Mahiyeti”ne ait konu anlatım videosu ile ünite özeti aşağıdadır.

DİKKAT: Özetin sonunda en aşağıda sınavda çıkması muhtemel test soruları da var.

İMAN VE MAHİYETİ

İman Nedir?

İman sözlükte tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, ikrar etmek, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olarak, içten ve yürekten inanmak anlamlarına gelir.

İmanın terim anlamı; Hz. Peygamberin Allahu Teala’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlere (zarûrât-ı dîniyye)1 kalben inanmak (tasdik) ve bunu dil ile söylemektir (ikrar). Peygamberimizin (s.a.v) haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul etmek, bu haberlerin gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir.

İmanın rükünleri, tasdik ve ikrardır. İmanın hakikati ve özü, kalbin tasdikidir. Dil ile ikrar olmasa da kalbin tasdiki mü’min olmak için yeterlidir.

Zarûrât-ı dîniyye; dine ait olup bilinmesi ve inanılması gereken esaslar demektir. Altı iman esasının yanı sıra kesin olarak sabit bulunan bir takım emirler, yasaklar ve uyulması istenen esaslar yani bazı amelî ve ahlâkî hükümler de bu kapsama girer. Mesela beş vakit namazın, zekâtın, Ramazan orucunun ve imkân olunca Hacca gitmenin farz olduğuna inanmak; içki içmenin, haksız yere birini öldürmenin, ana-babaya itaatsizlik etmenin, zinanın, yetim malı ve faiz yemenin ve buna benzer kesin nasslarla sabit olan yasakların haram olduğuna inanmak zarûrât-ı dîniyyedendir.

İman Çeşitleri

Taklidî iman: Delillere dayalı olmaksızın, ana-babadan veya çevresindeki insanlardan görerek ve öğrenerek iman etmeye taklidî iman denir. Böyle bir iman aile başta olmak üzere çevrenin telkiniyle meydana geldiği için aslında İslam toplumunda doğup büyümüş olmanın doğal bir sonucudur.

Tahkikî İman: Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkikî iman denir.

İcmalî İman: Tevhid ve şehadet kelimelerini inanarak söyleyen kimse, Hz. Muhammed’in (s.a.v) haber verdiği ve bizlere bildirdiği esasların hepsine birden iman ettiğinden bu imana icmalî (toptan) iman denmektedir.

Tafsilî İman: İnanılacak şeylerin her birini açık ve geniş bir şekilde öğrenip bunlara ayrıntılı olarak inanmaya tafsilî iman denir.

İman-İslam İlişkisi:

Kur’an-ı Kerim’de iman ile İslam bazen aynı bazen farklı anlamda kullanılmıştır. İman ile İslam aynı anlamda kullanılırsa da İslam kelimesi, İslam’ın gerekleri olan hükümlerin dinden olduğuna inanmak, İslam’ı bir din olarak benimsemek ve ona boyun eğmek manasına gelir. İman ile İslam’ın farklı kavramlar olarak ele alınması durumunda her mümin, müslim olmakta fakat her müslim, mümin sayılmamaktadır. Çünkü bu anlamda İslam, kalbin bağlanışı ve teslimiyeti değil de dilin ve organların teslimiyeti, belli amellerin işlenmesi demektir.

İmanın Artması ve Eksilmesi

İmanın artması ve eksilmesi konusuna iki açıdan bakılabilir.

1. İman, inanılması gereken hususlar açısından artmaz ve eksilmez. Çünkü bir kimse inanılacak esasların hepsini kabul etse fakat bir veya birkaçına inanmasa, mesela meleklere veya namazın farz oluşuna yahut adam öldürmenin haramlığına inanmasa iman etmiş sayılmaz. İmam Ebû Hanîfe, bu konuda şu güzel açıklamayı yapar: “İman artmaz eksilmez. Çünkü imanın artması, ancak küfrün eksilmesi ile imanın eksilmesi de ancak küfrün artmasıyla mümkün olabilir. Bir şahsın aynı anda hem mümin hem de kâfir olması ise yanlış bir düşünce şeklidir.”

2. İman, nitelik yönünden yani güçlü veya zayıf olma açısından artma ve eksilme gösterir. Kiminin imanı kuvvetli ve olgun, kiminin ki ise zayıftır.

Mümin veya Müslüman olan bir kimsenin sonradan inkâra sapması, dinden çıkması, kendi irade ve ifadesiyle İslam’dan ayrılmasına “irtidad” veya “ridde”, irtidad eden kimseye de “mürted” denir.

Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr veya şirk özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymaya “tekfir” adı verilir. Yani tekfir, başkaları tarafından bir şahsın küfrüne hükmedilmesi anlamına gelir. Tekfir konusunda çok titiz davranmak gerektiği açıktır. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin, bu dünyada mümin kabul edilerek İslam toplumundan dışlanmaması gerekir.

İslam âlimleri, kişiyi küfre düşürecek tüm sözleri ifade etmek üzere “elfâz-ı küfür” (küfür ibareleri/ lafızları); insanları küfre götürecek fiilleri ve davranışları ifade etmek üzere ise “ef’al-i küfür” tabirini kullanmışlardır. Örnek olarak puta tapmak, tapınmak amacıyla güneşe, aya, yıldızlara, ateşe veya herhangi bir şahsa secde etmek, haç takınmak, gayri müslimlerin kendilerine mahsus dinî kıyafetlerini giyinmek ve iman esaslarından birinin inkârını gerektirecek tarzda sihir yapmak, kehanette bulunmak ef’al-i küfürdür.

“Allah şunu bilmez” demek, Hz. Peygamberin sözlerinin anlamsız ve yalan olduğunu iddia etmek, Kur’an’ın sadece geri kalmış bir topluma indirildiğini öne sürmek, ibadet olduğunu bile bile Kabe’yi tavaf eden Müslümanlar için “Bu taşa ne diye tapıyorlar ki!” demek gibi söz ve davranışlar elfâz-ı küfür kapsamındadır.

İslam âlimleri, kişiyi küfre düşürecek tüm söz ve ifadeler için elfâz-ı küfür (küfür ibareleri/lafızları) tabirini kullanmışlardır.

Konuyla ilgili testi online olarak çözmek için TIKLAYINIZ.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen ad-soyad bilginizi girin